12 Şubat 2012 Pazar

Baba olmak...

Aslında bu tarz bir başlığı benim değil de eşimin atması gerekiyor. Anne adayı olarak şimdi size bir baba adayı ile ilgili gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.
Aslında bunu yazmaya dün eşimle aramızda geçen diyalog sebep oldu... Buna geleceğim...

31. haftasını bitirmek üzere olan bir anne adayı olarak, hamileliğim çok rahat geçti. Genelde ilk 3 ay görülen  bulantı, uyku, mide ağrıları vs hiçbirini yaşamadım. 20. haftaya kadar hamile olduğum bile belli olmuyordu. Biraz biraz göbeğim belirginleştiğinde az da olsa hamile gibi hissetmeye başladım kendimi. Son iki haftadır artık kendimi hamile gibi hissediyorum. Uzun süre ayakta kalamıyorum, ayakta kaldığım zaman karnımda kasılmalar oluyor. Koltukta aynı pozisyonda uzun süre oturamıyor veya yatamıyorum. Sürekli pozisyon değiştirmem gerekiyor. Eğilip yerden bir şeyleri alamıyorum göbeğim engelliyor, nefes alırken bazen zorlanıyorum bebeğim çok yukarıda olmuş olabiliyor...

Bu geçen zaman içerisinde, ben 17. haftada ilk bebeğimin tekmesini hissettiğimde anne olacağımı, eşim de 18 ya da 19. haftada eliyle bebeğimizin ilk tekmesini hissettiğinde baba alacağını anladı. Bu zamandan beri her akşam eve "nasılsınız bakalım" diye girişi ve gelip hem beni hem göbeğimi öpüşü ile aslında bu süreçte benimle olduğunu belli etti. Eve geldiğimde enerjim varsa yemek hazırlıyorsam, sofrayı eşim topluyor. Ihlamur, çay gibi keyif zamanlarımızı düzenliyor... Enerjim olmadığı zamanlarda, işten gelir gelmez mutfağa girip bir şeyler hazırlıyor ve afiyetle yiyoruz. Haftada bir temizlik yapıyoruz, pardon yapıyor... Yerler süpürülüyor, ben vileda ile yavaş yavaş silmeye çalışıyorum, eşim yetişiyor o tamamlıyor yer silme seansını. Banyoyu temizlerken ben de toz alıyorum... Ona kalsa sadece toz almam yeterli ama içim rahat etmiyor.

Bu olayları dün yaşadık, akşama karı koca arkadaşlarımız gelecekti. Balık yapmaya karar verdik, gidip balıklarımızı ve gerekli bir iki şeyi aldık marketten. Eve geldiğimizde mutfakta aldıklarımızı yerleştirmeye çalışıyor, marul maydanoz yıkamaya niyetlenirken, eşim apar topar yolladı içeri. O halledermiş. Yarım saat geçmişti ki mutfağa gittiğimde her şey bitmiş, balıkları temizlemeye başlamış bile. Ben de oturdum masanın başına salatayı yaptım, bir iki hazır meze hazırlayıp tekrar yoğun ısrar üzerine salona döndüm. Arkadaşlarımız geldi, balıkları eşim pişirdi, sofraya hazırladıklarımız getirdik ve yedik içtik... Sofrayı topladığımızda mutfağa hiç dokunamadım ki normalde misafir bile olsa en azından makinaya koyarım tüm bulaşığı... Yorulmuştum,  karnım sertleşmiş ve ayakta kalmamı istemiyordu bedenim. Arkadaşlar gittikten sonra, bu duruma rağmen mutfağı toplamayı teklif ettiğim eşim ben halledeceğim diyerek yarım saatte her yeri tertemiz yapıp geldi...

Bir ara yanına gittiğimde, çok çalıştın, çok yoruldun canım diyerek yanağına bir öpücük kondurduğumda cevap şu oldu. "Sen de içeride çalışıyorsun canım..." Her şeye değen bu cümleden sonra gelen cümle de " sakın sonra oğlumuzu tek başıma doğurdum deme..." oldu şakayla karışık. Evet haklıydı, bebeği 9 ay karnımda taşıyor olmam, onu benim doğurduğum anlamına gelmiyor. Arka planda yapmam gerek çoğu şeyi yapan, bana ve bebeğime sürekli ilgi gösteren bir koca vardı ve bunlar olmasa bebeğim için geçen 9 ay, 19 ay gibi gelebilirdi... 

Bu sıralar izlediğim Gürse Birsel'in dizisinden bir alıntı ile sonlandırmak istiyorum. Emeğine sağlık kocacığım!

Sevgimle,
Özge, 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder